Seramiğin sanatsal olanaklarını yeniden keşfeden ressamların başında gelen Pablo Picasso’nun bu alandaki çalışmaları 1947 yılında başlıyor ve aralıklarla 1971’e kadar sürüyor. Seramikte imge-işlev ilişkisiyle ilgilenen sanatçının çalışmaları, düş gücünün buyruğunda gelişti.
Yoksul ve mutlu, yalın ve mükemmel olmak, en yalın malzemeyle en yüksek sonuçlara ulaşmak. Aradığım bu. Bütün malzemeler içinde en yalın, en yoksul ve aynı zamanda en zengin olan killi topraktır. Bu dünyada seramik kadar en az malzemeyle, en mükemmel sonuçlara ulaşan, daha eski bir sanat yoktur. İnsanlığın başlangıcından beri tüm insanların aklını ve yüreğini ele geçiren, biçim anlayışını yüksek dereceye ulaştıran, her gün kullanılan nesneleri olduğu kadar en mükemmel sanat eserlerini yaratan yaratıcılık alanında bu kadar düş gücüyle dolu, binlerce yıl olduğu gibi bugün de var olan tek sanat seramik sanatıdır. İster bir vazo ister kilden oluşturulmuş bir heykel olsun insanın elleri ve ateş birlikte, aletlerin yardımı bile olmaksızın bir gizem yaratabilir.”

20. yüzyıl Alman seramik sanatının öncülerinden Max Laeuger, böyle tanımlıyor seramik sanatını. Batılı sanat tarihçiler tarafından işlev ve becerinin ikiz sınırlamalarının kıskacına sokulmak istenen kimi zaman “uygulamalı sanat” kimi zaman “dekoratif sanat” diye nitelenen seramik sanatı; 20. yüzyılın başından itibaren Paul Gauguin, Raoul Dufy, Henri Matisse, Pablo Picasso, Joan Miro, Lucio Fontana, Marc Chagall, Fernand Leger ve Jean Cocteau gibi yüzyılın önde gelen ressamlarının ilgi alanına girdiğinde seramik sanatçılarının yanı sıra bu sanatçıların da katkılarıyla sanatsal ifadede yeniden keşfedildi.

“SANATIN NE OLDUĞUNU BİLSEYDİM KENDİME SAKLARDIM”
Seramiğin sanatsal olanaklarını yeniden keşfeden ressamların başında Pablo Picasso gelir. Mavi ve Pembe dönemlerinden kübizme, sürrealizmden Modern Sanata kadar süregelen tüm dönemlerindeki yenilikçi tutumunu anlamak için onun şu sözlerini hatırlamak gerekir. “Ben resim yapmak için ne kendimi üzüyor ne de denemeler yapıyorum. Eğer söyleyecek bir şeyim varsa onu yapmaya mecbur olduğuma inandığımdan öylece söylüyorum. Sanatın ne olduğunu söylemek gerekirse ben bilseydim kendime saklardım. Ben aramıyorum, buluyorum” diyen Picasso’nun tüm dönemlerindeki yenilikçi tutumunu dile getiren bu sözler, onun sanattaki amacına ulaşabilmek için diğer sanat disiplinlerine nasıl ilgi duyduğunu gösterir. Bunun sonucu olarak seramikle buluşması kaçınılmazdı. Picasso’nun seramik çalışmaları 1947 yılında başlar, aralıklarla 1971 yılına kadar devam eder. Herkes gibi 2. Dünya Savaşı’ndan bunalan Picasso, savaş ertesi 1946 yazında ressam arkadaşı Louis Fort’un Güney Fransa’da Golfe Juan’daki evinde tatilini geçirirken 21 Temmuz günü, Romalılar döneminden beri bir çömlek üretim merkezi olan Vallauris’deki seramik şenliklerini izlemeye gider. 2. Dünya Savaşı sonrasında metal, emaye ve cam eşyalara artan ilgi nedeniyle bu kasabada seramik üretimi azalmıştır, birçok çömlek atölyesi kapanmak üzeredir. Fakat buna rağmen her yıl geleneksel sergiler ve gösteriler devam etmektedir.

MADOURA ÇÖMLEK ATÖLYESİ
Madoura Çömlek Atölyesinin standıyla özellikle ilgilenen Picasso, kendisini etkileyen eserlerin yaratıcılarıyla ile tanışmak ister. Suzanne ve Georges Ramie ile tanışan Picasso, gününü onların atölyesinde geçirerek bir faun başı (yarı insan yarı keçi mitolojik yaratık) ve iki boğa figürü şekillendirir. “En korkusuz tecrübelerin insanı” dünyanın en eski sanatıyla böyle tanışır ve arkasında üç figür bırakarak Vallauris’den ayrılır.
Ramie çifti her ne kadar Picasso’nun kendilerini de kilden heykelciklerini de hatırlamayacağını düşünseler bile yine gelebilir ümidiyle Picasso’nun şekillendirdiği figürleri fırınlayıp özenle saklarlar. Daha sonraki gelişmeleri Picasso’nun sekreteri Jaime Sabartes şöyle aktarır: “Tüm eserlerine bağlılık duyan Picasso, tıpkı bir babanın oğlunda bulduğu gibi çalışmalarında kişiliğinden bir parça bularak, onlara tutulmaktan kendini alamaz. İşte bu yüzden bir yıl sonra Vallauris’de başka bir şenliğin düzenlendiği sırada yaz tatilini yine o yörede geçiriyor olmasının da getirdiği bir rastlantıyla ‘kanının çekmesine’ daha fazla karşı duramaz. Madoura Çömlek Atölyesine önceki yıl başlamış olduğu konuşmayı sürdürmek bahanesiyle Ramie çiftine bıraktığı çalışmaları görmek isteğiyle gider. Picasso’nun seramiğe eğilimi fırınlanmış üç figürü ile karşılaştığında ve atölyede üretilen çömlekleri yakından incelemesiyle başlar.”

1948, h:30 cm
Toprak ve ateşin dayanılmaz etkisine kapılan Picasso, Paris’i bir süreliğine bırakıp kararlı bir biçimde yeni bir serüvene atılır. Madoura Atölyesinde Picasso’ya yer açılır.
Picasso, artık üretim ve deneme yapabileceği yeni bir alana adım atar. Seramik şekillendirme ve boyama tekniklerini öğrendikçe önünde yeni ufuklar açılır. En küçük bir buluş, bereketli bir hazineye dönüşür.
Picasso seramiğe, çanak, testi, tabak gibi geleneksel çömlekçi formlarını sır altı ve sır üstü teknikleriyle resimleyerek, onları birkaç fırça darbesiyle geleneksel ve işlevsel bir formdan sanatsal nesnelere dönüştüren çalışmalar yaparak başlar. Seramik bir servis tabağı, onun elinde boğa güreşlerinin yapıldığı arenaya dönüşür. Ressamın amaçlarından biri olan üçüncü boyuta ulaşılır. İleriki aşamada Picasso’nun seramik çalışmaları, düş gücünün buyruğunda gelişti. Bu düş gücü, araştırma ve deneyin güvenli ellerine ve Madoura Atölyesi ustalarından Jules Agard’ın öncülüğüne bırakılmıştı.
Picasso, Agard’ın çömlekçi çarkında şekillendirdiği formları alıp (Bu formlar atölyenin geleneksel formlarıydı.) onları birkaç dokunuşla ya da eklentiyle deforme edip kuşa, boğaya ya da insan figürüne dönüştürüyordu. Çömlekçi çarkında şekillendirme sırasında su kullanıldığından formlar, doğaçlamanın da etkisiyle başka bir şekle kolayca evriliyordu. Picasso üçüncü boyutun, hacmin (çömlek formlarındaki işlevsel iç boşluk) zengin dünyasına daldı. Daha önce heykel çalışmalarında kütle-imge ve kütle-işlev ilişkileri söz konusuydu. Picasso seramikte imge-işlev ilişkisiyle ilgilendi.
İşlevsel seramik formların iç boşluğundan sanatsal materyal olarak yararlandı. Seramiği zanaat boyutundan sanatsal boyuta taşıyan bu özelliğin olanaklarını çok iyi kullandı. Örneğin bu tavır, yaşamlarının bir döneminde seramikle ilgilenen Joan Miro’da ve Marc Chagall’da pek görülmez.
Picasso, işlevsel formları resimlerken (dekor değil) forma tamamen farklı bir anlam yükledi. Onun fırçasıyla form imgeye, imge forma dönüştü. Kendisi resimlemeyi sadece özgün eserler ortaya çıkarmak için değil, tuvalden daha üst düzeyde bir gerçeklik ve üçüncü boyut kazanmak için kullanıyordu. Picasso, tıpkı Yunan seramiklerinde olduğu gibi resim ve çömleği bütünün parçaları gibi görür, seramiğin geleneksel tavrına saygıyla yanaşıp kendi resimsel meselesini çözer.

SERAMİĞE OLAN ÖN YARGIYI KIRDI
Picasso, sanatsal anlatım için seramiğin özelliklerinden ilham alan ne ilk ne de son sanatçıdır. Fakat kesin olan bir şey vardır ki o da Picasso’nun hiçbir zaman “güzel sanatlar-uygulamalı sanatlar” ya da “majör sanat-minör sanat” gibi sınıflamaları ciddiye almadığıdır. Gerçeği söylemek gerekirse Batı sanat dünyası seramiğin zenginliğini kavrayamamıştı. Picasso, bu önyargıyı kırdı. Sanat camiası Picasso’nun seramiğe ilgisini anlamaya çalıştı. Marc Pillet tarafından “Vallauris Yolu” diye adlandırılan ve Picasso tarafından açılan bu yoldan, George Braque, Marc Chagall, Abidin Dino, Louis Aragon, Jean Cocteau, Paul Eluard, Charlie Chaplin, Jacques Prevert, Le Corbusier, Albert Rubinstein, İlya Ehrenburg ve Andre Malraux gibi dönemin etkili kişileri geçti. Meraklarını gidermek için Picasso’yu yeni çalışma mekanında ziyaret ettiler. Madoura Çömlek Atölyesi, adeta akademiye dönüştü. Abidin Dino ve Marc Chagall, bu atölyede Picasso ile yan yana seramik çalıştı. Jean Cocteau, o kadar etkilendi ki seramik çalışmaya başladı. Bu eğilimi ileriki yıllarda nice sanatçı izledi.

Picasso seramiğe başladığında 67 yaşındaydı. Sanat dünyasının ilgisi üstündeydi. Bu nedenle çok istese de seramiklerini diğer çömlekçiler gibi panayır pazarında satamadı. Fakat eserlerini 1948’den itibaren Vallauris, Antibes ve Paris’teki sanat galerilerinde sergiledi, müzelere bağışladı. 1948-1971’de, 3 bin 500 kadar seramik esere imza attı. Buna rağmen bu çalışmaları uzun zaman kamuoyunca yeterince bilinemedi. Kendimden örnek verecek olursam, 1975-1980 yıllarında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümünde okurken bu konudan bihaberdim. İnternetin, kütüphanede yeterli kaynak kitabın, derginin olmadığı o yıllarda, kimse bize bundan söz etmemişti. Picasso’nun seramiklerini ilk kez Vatikan Müzesinde gördüğümde o kadar etkilendim ki Marmara Üniversitesinde sanatta yeterlik yaparken kendime “20. Yüzyıl Seramik Sanatında Resim” konusunu seçtim ve bu konunun ne kadar zengin olduğunu gördüm.
Picasso bazı seramik çalışmalarında kalıp yönteminden de yararlanmıştır. Yalın rölyefler içeren bu çalışmalar Picasso’ya, aynı tema üzerinde çeşitlemeler yapma olanağı sağlıyordu. Zaman zaman Christie’s ve Sotheby’s gibi firmaların düzenlediği müzayedelerde Picasso’nun seramiklerine rastlamak mümkündür. Bu eserlerin bir kısmı Picasso’nun elinden çıkmıştır. Diğer kısmı ise Picasso’nun izniyle Madoura Çömlek Atölyesi tarafından geçmişte ve günümüzde çoğaltılan eserlerdir. 1996 yılında James Ivory’nin yönettiği, başrollerini Anthony Hopkins, Julianna Moore ve Natacha Mc Ellione’ın paylaştığı “Surviving Picasso” adlı filmde Picasso’nun seramik çalıştığı sahnelerin yer alması sayesinde geniş kitleler, Picasso’nun seramik çalışmalardan haberdar oldu. Filmin ardından 1998 yılında Londra’da The Royal Academy’deki “Picasso: Çömlek Ressamı ve Heykeltıraş” başlıklı sergide sanatçının seramikleri sanatseverlere sunuldu. Biz de 1998’de Türk İslam Eserleri Müzesinde, küratörlüğünü Rosa Martinez’in, sponsorluğunu Eczacıbaşı’nın üstlendiği “Mediterranea-Seramikte Gelenek ve Çağdaşlık” başlıklı sergide Picasso’nun 17 seramik eserini görme fırsatı bulduk. Bu sergiyi, 2006’da Sakıp Sabancı Müzesi ve 2014’te Pera Müzesi’ndeki Picasso sergileri izledi. Bu sergilerde az da olsa seramikleri yer aldı. Şimdi de T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da gerçekleştirdiği Kültür Yolu Festivali etkinliklerinden biri olan “Pablo Picasso Resimden Seramiğe Bir Serüven” başlıklı sergilerde 28 Eylül-31 Aralık 2024’te (tarihler şehirlere göre değişiyor) Picasso’nun seramiklerini görebilirsiniz.

KAYNAKÇA
1- Ramie, Georges., Ceramics of Picasso, Ediciones Poligrafa-S.A., Barcelona,1985.
2- Sabartes, Jaime., ‘Picasso A Vallauris ‘, Cahiers d’art, Paris,1948
3- Çil, Sakine., 20. Yüzyıl Seramik Sanatında Resim ve Kişisel Uygulama, Basılmamış Sanatta Yeterlik Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Seramik Anasanat Dalı, ss 260-275, İstanbul, 1995.
4- Çil, Sakine., Pera Müzesi Galeri Konuşması: Picasso’nun Seramikleri: https://www.youtube.com/watch?v=XlRcqgBTTYw&t=103s